Otizm, günümüzde daha fazla tanınmasına rağmen hakkında hâlâ pek çok yanlış bilginin bulunduğu nörogelişimsel bir durumdur. Otizmli çocukları ve ailelerini doğru anlamanın ilk adımlarından biri, toplumda yerleşmiş mitleri bilimsel bilgilerden ayırabilmektir.
“Otizm bir hastalıktır ve tamamen ortadan kaldırılabilir.”
Buradaki amaç çocuğu değiştirmek değil, ihtiyaçlarını anlamak ve potansiyelini en iyi şekilde desteklemektir.
“Otizmli çocuklar iletişim kuramaz.”
Konuşmanın sınırlı olması, iletişim kurma isteğinin veya becerisinin olmadığı anlamına gelmez. Jestler, işaretler, görseller ve alternatif iletişim yöntemleri de iletişimin önemli parçalarıdır.
“Otizmli çocuklar empati kuramaz.”
Bu durum onların sevgi, üzüntü, bağlılık veya şefkat hissetmediği anlamına gelmez. Duyguları hissetmek ile duyguları sosyal olarak ifade etmek aynı şey değildir.
“Her otizmli çocuk üstün zekâlıdır.”
Bazı çocuklar belirli alanlarda dikkat çekici güçlü yönlere sahip olabilirken bazı çocuklar öğrenme ve günlük yaşam becerilerinde daha fazla desteğe ihtiyaç duyabilir.
Bu nedenle hem “her otizmli çocuk üstün zekâlıdır” hem de “otizmli çocukların öğrenme kapasitesi düşüktür” şeklindeki genellemeler doğru değildir.
“Otizmli çocuklar arkadaşlık kurmak istemez.”
Çocuğun ilişki kurma biçimi yaşıtlarından farklı olabilir. Önemli olan çocuğu zorlamak yerine onun iletişim kurma ve ilişki geliştirme biçimini anlamaktır.
“Otizmin nedeni anne-babanın ilgisizliği veya yanlış yetiştirmesidir.”
Otizmin ortaya çıkmasında genetik ve nörogelişimsel etkenlerin önemli rol oynadığı bilinmektedir. Bu nedenle aileleri suçlamak yerine onları doğru bilgi ve destekle güçlendirmek gerekir.
“Her otizmli çocuk aynı özellikleri gösterir.”
Bir çocukta görülen davranışı bütün otizmli çocuklara genellemek doğru değildir.
“Göz teması kurmuyorsa kesinlikle otizm vardır.”
Benzer şekilde konuşma gecikmesi, tekrarlayıcı hareketler, belirli nesnelere yoğun ilgi veya sosyal etkileşimde farklılık gibi tek bir özellik üzerinden tanı koymak mümkün değildir. Çocuğun gelişimi bütüncül olarak değerlendirilmelidir.
“Otizmli çocukların hepsinin özel eğitim ihtiyacı aynıdır.”
Bu nedenle çocuğun yalnızca tanısına değil, bireysel ihtiyaçlarına, güçlü yönlerine ve gelişimsel özelliklerine bakılmalıdır.
“Çocuk büyüdükçe otizm kendiliğinden geçer.”
Bu nedenle hedef, “otizmi geçirmek” değil; çocuğun iletişim kurabilmesini, bağımsızlığını geliştirmesini ve günlük yaşamda daha etkin olabilmesini desteklemektir.
Sonuç: Tanıdan Önce Çocuğu Görmek
Otizm hakkında doğru bilgiye sahip olmak yalnızca aileler ve eğitimciler için değil, toplumun tamamı için önemlidir. Yanlış bilgiler hem otizmli çocukların yanlış anlaşılmasına hem de ailelerin gereksiz yere suçluluk hissetmesine neden olabilir.
Otizmli bir çocuğu anlamanın en doğru yolu onu kalıplara sokmak değil; güçlü yönlerini, ihtiyaçlarını, iletişim biçimini ve bireysel özelliklerini tanımaktır.
Her çocuk farklıdır. Her çocuğun öğrenme biçimi farklıdır. Ve her çocuğun görülmeye, anlaşılmaya ve desteklenmeye ihtiyacı vardır.
Otizm hakkında konuşurken belki de en önemli değişim, “Bu çocuk neden böyle davranıyor?” sorusundan “Bu çocuğun neye ihtiyacı var?” sorusuna geçebilmektir.